İletişimdeyken beyniniz

 

0:11Rüyalarımı, anılarımı, fikirlerimi kaydedebilen ve beyninize gönderebilen bir cihaz icat ettiğinizi hayal edin.Ezber bozan bir teknoloji olurdu, öyle değil mi? Aslında zaten böyle bir cihazımız var, adı da insan iletişim sistemi ve etkili hikâye anlatımı. Bu cihazın nasıl çalıştığını anlamak için, beyinlerimize bakmamız gerekecek. Soruyu da biraz daha farklı formüle etmemiz gerekmekte.

0:39Şimdi sormamız gereken, beynimde anılarım ve fikirlerimle bağlantılı bu sinir hücreleri modellerinin sizin beyninize nasıl aktarılacağıdır. Sanırım iletişim kurmamızı sağlayan iki unsur bulunmakta. İlk olarak beyniniz, benim gönderdiğim ses dalgaları ile eşleşmekte. İkincisi, iletişim kurmamızı sağlayan ortak birsinirsel protokol geliştirdik.

1:06Bunu nasıl mı biliyoruz? Princeton’daki laboratuvarımda, insanları fMRI (emar) tarayıcılarına sokup hikâye anlatırken ya da gerçek yaşam hikâyeleri dinlerken beyinlerini taradık. Size, kullandığımız uyaran hakkında fikir sahibi yapmak için çok yetenekli bir hikâye anlatıcısı tarafından anlatılan bir hikâyeden 20 dakika dinleteceğim. Jim O’Grady anlatmakta.

1:29(Ses) Jim O’Grady: Hikâyemi haykırıyorum, hikâyemin çok güzel olduğunu biliyorum ve daha da iyi yapmaya başlıyorum–

1:34(Gülüşmeler)

1:37onu süsleyerek. Muhabirler buna ”zırvalamak” der.

1:43(Gülüşmeler)

1:46Bu çizgiyi geçmeyi önermezler. Fakat çizginin yüksek nüfuzlu bir dekan ve bir pasta saldırısıyla kesildiğine şahit oldum. Hoşuma gitmedi de değil.”

1:58Uri Hasson: Tamam şimdi beyinlerinize bakalım ve bu tarz hikâyeler dinlerken neler olduğunu görelim.Basitten başlayalım — Bir dinleyici ve bir beyin alanı ile başlayalım: duyma merkezi kulaktan gelen sesleri işler. Göreceğiniz gibi bu özel beyin alanında, hikâye devam ettikçe, tepkiler aşağı ve yukarı gidiyor. Şimdi bu tepkileri alıp, aynı beyin alanında diğer dinleyicilerin tepkileri ile kıyaslayabiliriz. Sorabiliriz: Tüm dinleyiciler arasında tepkiler ne kadar benzemekte?

2:29Burada beş dinleyici görmektesiniz. Hikâye başlamadan önce karanlıkta uzanırken ve hikâyenin başlamasını beklerken beyinlerini tarayacağız. Görebileceğiniz gibi, her birinde beyin alanları yukarı ve aşağı hareket etmekte, ancak tepkiler oldukça farklı ve eşzamanlı değiller. Bununla birlikte, hikâye başlar başlamaz, anında hayret verici bir şey oluyor.

2:51(Ses) JO: Hikâyemi haykırıyorum ve iyi olduğunu biliyorum ve daha iyi yapmaya–

2:56UH: Aniden, görebileceğiniz gibi deneklerin tümündeki tepkiler hikâyeye kitleniyor ve tüm dinleyicilerde benzer şekilde aşağı ve yukarı hareket ediyor. Gerçekte de bu aslında şu anda benim konuşmamı dinlerken sizlerin beyinlerine olan şey. Bu etkiye ”sinirsel kenetlenme” deriz. Sizlere sinirsel kenetlenmenin ne olduğundan önce fiziksel kenetlenmeyi anlatayım.

3:21Bakarız ve beş metronom görürüz. Bu beş metronomu beş beyin olarak düşünün. Hikâye başlamadan önce dinleyenlere benzer olarak bu metronomlar klikleyecek, ancak fazın dışında klikleyecek.

3:34(Klikliyor)

3:38Şimdi bunları bu iki silindire koyarak birleştirdiğimde neler olduğuna bakın.

3:44(Klikliyor)

3:48Şimdi bu iki silindir rotasyona başlıyor. Bu rotasyon titreşimi tahtayı geçecek ve tüm metronomlarla eşleşecek. Şimdi klik sesini dinleyin.

3:58(Eşzamanlı klik sesleri)

4:08Bu fiziksel kenetlenmedir. Şimdi beyine geri dönüp soralım: Bu sinirsel kenetlenmeyi sağlayan nedir?Sadece hoparlörden gelen sesler mi? Belki de kelimelerdir. Ya da belki hoparlörün ilettiği anlamdır.

4:23Bu nedenle test etmek için aşağıdaki deneyi yaptık. Önce, hikâyeyi sondan başa dinlettik. Bu birçok duyulan özelliği korudu, ancak anlamı yok etti. Bunun gibi bir şey duyuluyordu.

4:36(Ses) JO: (Anlaşılmıyor)

4:42İki beyin arasındaki renkleri insanlar arasında oldukça benzer tepki veren beyin alanlarını göstermek için parlattık. Göreceğiniz üzere, bu gelen ses, tüm beyinlerde sesleri işleyen işitme kortekslerindeki tepki ya da hizalanmayı başlattı. Ancak beynin derinliklerine yayamadı.

4:59Şimdi bu sesleri kelimelere dönüştürebiliriz. Yani Jim Grady’i alıp kelimeleri karıştırırsak bir kelime listemiz olur.

5:06(Ses) JO:…bir hayvan… çeşitli gerçekler… gerçekte…tart adam… potansiyel olarak…hikâyelerim

5:11UH: Gördüğünüz gibi bu kelimeler erken dil gelişim alanlarında uyum yaratabilir ama bundan daha fazlasını değil. Şimdi kelimeleri alıp bunlardan cümleler yaratabiliriz.

5:22(Ses) JO: Bu çizgiyi geçmeme tavsiyesinde bulundular. ”Sevgili Jim. Güzel hikâye, Hoş ayrıntılar. Onu benim vasıtamla tanımıyor muydu?” diyor.

5:33UH: Şimdi göreceğiniz gibi tüm dil alanlarındaki tepkiler, hangi dilden olursa olsun gelen dili işlerken aynı ya da benzer şekilde hizalanıyor. Bununla birlikte, sadece tüm, anlamlı, uyumlu hikâyeyi kullandığımızdatepkiler frontal ve yan korteksi de içeren beynin derinliklerine, daha üst sıralara yayılır ve hepsini aynı tepkileri verir hâle getirir. Tüm dinleyenlerde benzer hâle gelen bu üst düzey alanlardaki kelimeler ya da seslerden değil, tepkilerin konuşanın ilettiği anlamdan kaynaklandığını düşünürüz. Eğer haklıysak, burada şöyle güçlü bir tahmin yapabiliriz; size tamamıyla aynı fikirleri çok farklı kelimelerden oluşan iki ayrı şekilde söylesem beyin tepkileriniz yine aynı olacaktır.

6:16Bunu test etmek için laboratuvarımda aşağıdaki deneyi yaptık. İngilizce bir hikâyeyi aldık ve Rusça’ya çevirdik. Şimdi tamamıyla aynı anlamı veren iki ayrı ses ve sözdiziminiz var. İngilizce hikâyeyi İngiliz dinleyicilere, Rusça hikâyeyi de Rus dinleyicilere çalıyorsunuz, tepkileri de gruplar genelinde kıyasladık.Bunu yaparken de duyma kortekslerindeki benzer tepkileri görmedik, çünkü dil ve sesler oldukça farklıydı.Bununla birlikte, yüksek seviyedeki alanlarda tepkilerin iki grupta da aynı olduğunu görebilirsiniz. Hikâye bittikten sonra doğrulattığımız üzere, bunun iki grubun da hikâyeyi benzer şekilde anlamasından kaynaklandığına inanıyoruz.

7:03Bu uyumun iletişim için önemli olduğunu düşünmekteyiz. Örneğin, anlayacağınız gibi, İngilizce benim ana dilim değil. Birçoğunuz gibi başka bir dili konuşarak büyüdüm. Ama yine de anlaşabiliyoruz. Nasıl oluyor?Anlamı taşıyan ortak bir kod sayesinde iletişim kurduğumuzu sanıyoruz.

7:24Şu ana kadar sadece dinleyenin beyninde ne olduğundan, beyninizde konuşmaları dinlerken olanlardan bahsettim. Peki konuşanın beyninde neler oluyor, ben size konuşurken beynimde ne oluyor? Konuşanın beynine bakmak için konuşandan tarayıcıya girmesini istedik, beynini taradık ve beyin tepkilerini hikâyeyi dinleyenlerin beyin tepkileri ile karşılaştırdık. Unutmayın ki konuşmayı üretmek ve konuşmayı anlamak birbirinden oldukça farklı süreçlerdir. Burada sorumuz: Ne kadar benzerler? Sürpriz olarak gördük ki,dinleyenlerin tüm bu karışık modelleri aslında konuşanın beyninden gelmektedir. Yani üretim ve anlama oldukça benzer süreçlere dayanmaktadır. Yine keşfettik ki dinleyenin ve konuşanın beynindeki benzerliklerne kadar güçlü ise, iletişim o kadar iyidir. Biliyorum ki eğer şu anda kafanız karışmışsa, ki böyle olmadığını umuyorum, beyin tepkileriniz benimkilerden oldukça farklı. Ancak yine biliyorum ki beni anlıyorsanız, o zaman beyniniz… ve beyniniz… ve beyniniz benimkine oldukça benzer.

8:36Şimdi tüm bu bilgileri toparlayalım ve soralım: Bunu benim beynimden sizinkine bir anı transfer etmek için nasıl kullanabiliriz? Bunun için aşağıdaki deneyi yaptık. Hayatlarında ilk defa BBC TV dizisi Sherlock’uizleyen kişilerin beynini taradık. Sonra onlardan tekrar tarayıcıya girerek daha önce izlememiş bir başka kişiye filmi anlatmalarını istedik. Daha açık olalım. Şu sahneyi düşünün, Sherlock Londra’da, aradığı katil tarafından kullanılan taksiye biniyor.

9:11Bir izleyici olarak, izlerken beynimde özel bir kalıp vardır. Şimdi tamamen aynı kalıbı Sherlock, Londra, katil diyerek tekrar canlandırabilirim. Ben bu kelimeleri sizin beyninize aktarırken de, siz yeniden yapılandırmak zorundasınız. Aslında, bu kalıbın şu anda beyinlerinizde oluştuğunu görüyoruz. Ben size bu sahneleri anlatırken şu anda beyinlerinizde oluşan bu kalıbın, birkaç ay önce filmi tarayıcıda izlerkenki kalıplarla aynı olduğunu gördüğümüzde de oldukça şaşırdık. Bu sizlere nasıl hikâye anlatabilmemizi, bilgi aktarmamızı sağlayan mekanizmayı açıklayacaktır. Çünkü, örneğin, şimdi gerçekten dikkatlice dinliyorsunuz ve anlamaya çalışıyorsunuz. Kolay olmadığını biliyorum. Ancak umuyorum ki konuşmada bir noktada tuşa bastık ve anladınız. Belki de birkaç saat, birkaç gün, birkaç ay içerisinde, bir partide biriyle tanışacaksınız ve bu konuşmadan bahsedeceksiniz ve aniden sanki o da burada bizimle berabermiş gibi olacak. Gördüğünüz gibi bu mekanizmayı alıp insanlar arasında hatıra ve bilgi transfer etmek için kullanabiliriz, inanılmaz, değil mi?

10:28Ancak iletişim kurabilme yeteneğimiz ortak bir zeminde buluşabilmemize bağlıdır. Çünkü, örneğin, ”taksi” yerine İngiltere’de eşanlamlı olan ”hackney arabası” desem birçoğunuz için bir anlam ifade etmeyecek.Uyum sadece temel fikri anlama yeteneğimize bağlı değildir; aynı zamanda ortak zemin, anlayış ve paylaşılan inanç sistemine sahip olmamıza da bağlıdır. Çünkü biliyoruz ki birçok durumda insanlar aynı hikâyeyi çok farklı biçimlerde anlayabilirler.

11:03Yine laboratuvarda şu deneyi yaptık. J.D. Salinger’ın bir hikâyesini aldık, hikâyede bir partide eşini kaybeden bir adam en iyi arkadaşını arıyor ve ”Karımı gördün mü?” diye soruyor. Deneklerin yarısına,karısının kocasının en iyi arkadaşı ile ilişki yaşadığını söyledik. Diğer yarısına ise eşinin sadık olduğunu ancak kocasının çok kıskanç olduğunu söyledik. Hikâye başlamadan önceki bu tek cümle kadının kocasını aldattığını düşünen tüm kişilerin beyin tepkileri yüksek seviye alanlarında aynı ve diğer türlü düşünen gruptan da farklı idi. Eğer tek bir cümle ile beyin tepkileriniz diğer insanlarla aynı ve sizden farklı düşünen diğerleri ile farklı olabiliyorsa bu etkinin gerçek hayatta nasıl yansıyacağını düşünün. Tamamıyla aynı haberi dinlerken, her geçen gün, bize farklı bakış açıları sunan Fox Haber, New York Times gibi farklı haber kanallarını dinleyerek, nasıl etkilendiğimizi bir düşünün.

12:10Şimdi özetleyelim. Bu akşam her şey planlandığı gibi giderse, sesimi beyinlerinizle eşleştirme yeteneğimi kullandım. Bu eşleştirmeyi de hatıralarım ve fikirlerimle birleşen beyin kalıplarımı sizlerin beynine aktarmak için kullandım. Bunu yaparken de iletişim kurarken kullandığımız gizli mekanizmayı kullandım. Biliyoruz ki, bu, gelecekte bizim iletişimi geliştirmemize yardımcı olacak. Ancak bu çalışmalar aynı zamandagöstermiştir ki, iletişim ortak bir zemine dayanır. Toplum olarak gerçekten endişelenmemiz gereken an, bu ortak zemini ve bizden farklı düşüncelerde olanlarla konuşma yeteneğimizi, mikrofonu ve düşünmeşeklimizi kontrol edebilen birkaç güçlü medya kanalı yüzünden kaybettiğimiz zaman olacaktır. Nasıl düzeltilir bilemiyorum, çünkü ben sadece bilim adamıyım. Belki de bir yolu iletişimin daha doğal hâli olan diyaloğa dönmektir, burada ben sadece konuşan değil, hem konuşan hem dinleyen olduğum konuşmanın daha doğal hâline. Bu şekilde birlikte ortak bir zeminde ve yeni fikirlerde buluşmaya çalışırız. Çünkü her şeyden önce, eşleştiğimiz insanlar kim olduğumuzu anlatır. Başka bir beyinle eşleşme isteği de çok erken yaşlarda başlayan temel bir istektir.

13:35Şimdi eşleştiğimiz insanların bizi nasıl tanımladığına iyi bir örnek olduğunu düşündüğüm kendi hayatımdan bir örnekle tamamlayayım.

13:47Bu benim oğlum Jonathan daha çok küçükken. Sadece başka biriyle eşleşme arzusu ve saf mutluluğu ileeşimle beraber nasıl bir ses oyunu geliştirdiğine bakın.

14:00(İkisi de sesler çıkarıyorlar)

14:13(Gülüşmeler)

14:16Şimdi düşünün, oğlumun bizimle ve hayatındaki diğer insanlarla eşleşme yeteneği, dönüşeceği yetişkini nasıl şekillendiriyor. Diğer insanlarla etkileşimle ve birlikteliklerinizle, fikirlerinizin nasıl günbegün değiştiğini düşünün.

14:33Yani diğer insanlarla eşleşmeye devam edin. Fikirlerinizi yayın, çünkü hepimizin toplamı, birlikte, eşleşerek, parçalarınızdan daha güçlüdür.

14:42Teşekkürler.

14:43(Alkışlar)

source: ted.com

  Ziauddin Yousafzai: Kızım, Malala

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir